« Önceki |

14/5/2007

ABHAZLAR VE GELENEKSEL MÜZİKLERİYLE İLGİLİ YAZI



I

ABHAZLAR 

 

Abhazlar kendilerine Apsuva, ülkelerine de Apsnı, yani ‘canlar ülkesi’ adını verirler. Türkiye’de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da bu halkın iki grubu ayrı ayrı ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ (Abazin) olarak adlandırılır. 14. ve 15. yüzyıllarda Abhazların bir kısmı Kafkas dağlarını geçip Kuzey Kafkasya’ya, Kuban ve Kuma nehirleri boyuna yerleşmiştir. Tapanta veya Bashağ olarak olarak adlandırılan bu grubu, 17. yüzyıl başlarında Aşharuva (’dağlı’) adı verilen soydaşları izledi. Onlar da Abhazya’nın dağlık bölgelerinden inerek Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan bu grup ‘Abazin’, tarihi anavatanları Abhazya’da yaşayanlar ise ‘Abhaz’ olarak adlandırılır. Her iki grubun yaşadığı Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde Abaza adı böyle bir ayrım içermez. Ancak son yıllarda ‘Abhaz’ da ayrım yapılmadan ‘Abaza’ yerine kullanılmaya başlamıştır. Abhazlar (Abazalar) Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak ‘Çerkes’ tanımına dahil edilirler.

Abhazlar (Abazalar) tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri Abhazya’da yaşayan Kafkasya’nın yerli halkıdır. Dil ve köken olarak Çerkeslerle (Adığe) akrabadırlar. Türkiye’de Abhazlar (Abazalar) yoğun olarak İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bilecik, Bursa (İnegöl), Eskişehir, Kayseri (Pınarbaşı), Sivas (Şarkışla), Adana (Tufanbeyli), Yozgat, Çorum, Amasya ve Samsun’a bağlı köylerde yaşarlar.

19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde 40-50 bin Abhaz-Abaza yaşıyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda ve daha sonra Abhazya’da yaşanan (1866 ve 1877) ayaklanmalara bağlı olarak çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Abhazya’da 120 bin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abhaz-Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş Abhaz köyleri vardır. Türkiye’de ise yaklaşık 100-150 bin Abhaz vadır. Mısır, Ürdün ve Suriye’de de Abazalar yaşamaktadır.

Eski Abhazların geleneksel uğraşı tarım, otlak hayvancılığı, arıcılık ve avdı. Tipik yerleşim bahçe, bostan, bağ v.b. ile çevrili, birbirinden uzak, çiftlik tipi yerleşimlerdi. 19. yüzyılda Abhazlar, genellikle aynı soydan kişilerin oluşturduğu mahallelerden (ahabla) meydana gelen köy toplulukları (akıta) halinde yaşarlardı. Eski konutları yuvarlak ya da dörtgen şeklinde, saz çatılı örme evlerdi. Sonradan, yerden sütunlarla kaldırılmış, çok odalı, tahta kaplı eğimli çatısı olan ahşap evler (akuaskâ) yapmaya başladılar. Akuaskânın ön cephesinde ağaç oymalarla süslenmiş geniş bir veranda uzanırdı. Abhazların bugünkü köy evleri genellikle iki katlı, çok odalı, taş veya tuğla evlerdir.

Abhazlar arasında Bizans aracılığıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlık, Osmanlılar aracılığıyla da 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlık yayıldı, bu dinlerin inançları pagan inançlarla kaynaştı. Abhazlar bugün de iki dinli bir halktır. Abhazya’daki Abhazların çoğu Hıristiyan, bir kısmı da Müslümandır. Kuzey Kafkasya’da, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların ise tamamı Müslümandır. Ancak hiçbir din Abhazların toplumsal yaşamına tamamen nüfuz etmemiştir. Toplamsal yaşamı ve kuralları kâbz denilen Abhaz gelenekleri, örf-adet hukuku belirler. Eski çoktanrılı inançların izleri bugün de görülmektedir. Her soyun kendi koruyucu tanrısı ve kendisine ait anıha denilen kutsal korusu vardı. En üst tanrı Ançüa, av tanrısı Ajüeypş, yıldırım tanrısı Afı vd. ile ilgili inançlar, tek tanrılı dinlerin inançlarıyla birlikte yakın zamanlara kadar korunuyordu.

Feodal toplum yapısı 19.yüzyılda büyük ölçüde korunuyordu. Üst feodal kesimi prensler (tavad) ve asilzadeler (aamsta) oluşturuyordu. Serfler de kendi aralarında üç kategoriye ayrılıyordu: anhayü, amatsurazku ve agırvua (veya ahuyü). Üst feodal kesimle serfler arasında aşnakuma denilen bir ara sınıf bulunuyordu. En alt sınıfı ise köleler (ahaşala) ve azatlar oluşturuyordu.

Abhazların geleneksel aile yapısı da ataerkil özellikler taşır. Her Abhaz, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir soya (ajüla) mensuptur. Sayıları binlere ulaşsa bile aynı soya mensup olan ve aynı soy adını taşıyan herkes birbiriyle akraba sayılır ve aralarında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa anne tarafından akrabalar da dahildir. Komşuluk ve akrabalık dayanışması, konukseverlik, kan davası, yaşlılara saygı geleneksel Abhaz yaşamında önemli yer tutar. Yaşlılar bugün de ailede ve toplumda özel bir saygı görürler. Bu, Abhazların uzun ömürlülüğünün sosyal nedenlerinden biri sayılır.

Abhazların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ve doğayla ilişkisini düzenleyen geleneksel Apsuvara (Abhazlık) normlarıyla biçimlenmiştir. Ortaçağ Avrupa şövalyelerinin seçkin davranış biçimini anımsatan, incelikle işlenmiş davranış-görgü normları Apsuvara’nın ayrılmaz parçasıdır. Abhazların günlük yaşamdaki davranışları bugün de biraz seramonik özellikler taşır.

Murat Papşu Atlas, Mart 2003

 

II

ABHAZ HALK ÇALGILARI

Meri Haşba, müzikbilimci
Der. ve Çev.: Murat Papşu
 

TELLİ ÇALGILAR

Aphartsa

Aphartsa Abhazların eski iki telli, yaylı ulusal çal­gısıdır. Günümüze kadar hemen hemen ilk şekliyle korunmuştur. Çeşitli zamanlarda Abhazların yaşantısını anlatan bazı yazarların (1) ifadeleri dışında aphartsa, ardında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır ve bu çalgı yavaş yavaş halkın kullanımından çıkmıştır.

18. yüzyılın sonunda aphartsa henüz bütün Abhazya'da yaygın olarak kullanılıyordu. Dal,

Tsabal, Abjua ve Bzıb'ta, ülkenin her yöresinde bu çalgı eşliğinde daha çok epik-kahramanlık özelliği taşıyan şarkılar söyleniyordu. Günlük yaşama o kadar yerleşmişti ki hemen her evde duvara asılı bir aphartsa görmek mümkündü. Asmak için çalgının sapına küçük yuvarlak bir delik açılıyordu.

Bugün aphartsaya en çok Gudauta Abhazları arasında rastlanıyor. Kaldahuara, Cırhua, Othara ve Lıhnı köylerindeki şarkı ve halk oyunları ekiplerinde aphartsa çalanlar bulunuyor.

Bu çalgı Oçamçira bölgesinde daha az yaygındır. 1963’te bu bölgedeki köylerde aphartsası olan ve çalabilen sadece iki kişi bulabildik.

Sohum ve Gagra'da aphartsaya artık çok nadir rastlanmaktadır; Gal'de ise bugün artık bu çalgıyı unutulmuş saymak gerekir.

Aphartsanın bu bölgelerde kaybolmasının nedeni, buradaki köylerde bunu çalan Abhazların 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda tamamen Türkiye'ye göç etmiş olmasıdır. Gal bölgesinde Abhaz aphartsasının yerini Gürcü çongurisi almıştır.

Ayümaa

Bütün Abhaz çalgıları içinde en fazla türü olan telli-pizzikato (2) çalgılardır. Bunlar ayümaa, ahımaa, açamgur ve apandurdur.

Ayümaa köşeli bir arptır ve artık kullanılmamaktadır. Halk tipi son örneği A.A. Miller tarafından Leningrad Etnografya Müzesi için 1900’lerin başında Açandara köyünden Halil Çiçba'dan elde edilmiştir. Bu çalgı şimdi Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu ayümaanın asıl sahibi olan Halil'in babası Kobluh Çiçba, iktidardaki son Abhaz prensinin saray müzisyeniydi.

Ayümaa ıhlamur ağacından, bükülerek gövde üzerine oturtulmuş bir yay biçimindedir. Gövde, içi oyulmuş yarı silindir şeklindedir. Üst taraftan ağaç bir kapakla kapatılmıştır. Kapak gövdeye küçük deri şeritler aracılığıyla sabitlenmiştir. Kapak üzerinde, 14 küçük yuvarlak delik açılmış ağaç bir çıta bulunur. Bu deliklerden, uçları düğümlenmiş teller geçirilir ve teller, bu deliklere çakılan küçük ağaç çubuklarla tutturulur. Yay üzerine, sol tarafa, ayar yaparken telleri germek için ağaç burgular yerleştirilmiştir. Ayümaanın telleri at yelesindendir, yönleri çaprazdır. Tellere paralel olarak her iki tarafta da, yay ile gövde arasına ağaçtan destek çubukları yerleştirilmiştir. Ayümaanın düzeni V.V. Ahobadze tarafından Svanların benzer çalgısı çanginin düzeniyle karşılaştırılarak yeniden yapılmıştır. V. Ahobadze'ye göre ayümaanın telleri İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiştir. Fakat biz Abhaz halk çalgısı ayümaanın tellerinin İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiş olduğu kanısında değiliz.


Ayümaanın nasıl bir düzeni olduğu sorusuna cevap vermekte zorlanıyoruz. Çünkü tınısı hakkında hiçbir ipucu vermeyen çok kısıtlı bilgiye sahibiz ve esas aldığımız tek halk tipi örnek çok kötü durumda. (Gövde kapağı kırılmış, telleri kopmuş).

Ayümaa esas olarak eşlik eden (ak­kompanent) bir çalgıdır. A. Miller, ayümaa eşliğinde tarihi ve savaş şar­kılarının söylendiğini yazıyor. (3)

 

Ayümaa sağ dize konularak çalınır. Her iki elin işaret ve orta parmak uçlarıyla yuvarlak hareketlerle teller çekilip bırakılarak çalınır; sol elle alt oktav, sağ elle üst oktav kullanılır.

Çalgının adının kökeni Abhazcadır; "iki saplı" anlamına gelir.

Ahımaa

Eski arplar telli-pizzikato çalgılardır ve Kafkasya'da da, özellikle Abhazya'da kullanılmıştır. Ne yazık ki bu çalgının Abhaz tipi halk örneği günümüze kadar korunmamıştır. Lıhnı köyünden Elıf Kobahiya'nın (120 yaşında) tarifiyle İ.E. Kortua onu yeniden çizmiş ve bu çizime göre Hacarat Ladariya tarafından yeniden yapılmıştır. Yeniden yapılan bu ahımaa Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından dayanak kirişlerine dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde yerleştirilir. Çerçevenin küçük dayanak kirişinin uzunluğu 530 cm., büyüğünün 915 cm, boyu ise 520 cm'dir. Gövde, ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir. Gövdenin uzunluğu 210, eni 130 cm'dir.

Üst gövde kapağının üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Gövde üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraflarında tellerin tutturulduğu küçük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır. Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi metal teller kullanılmaktadır. Teller her iki tarafta dayanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er tane). Sağ tarafta teller kalın perdeyi, sağ tarafta ise yüksek perdeyi oluşturur. Ahımaa, dar tarafı çalanın tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her iki elin parmaklarıyla tellere dokunularak çalınırdı.

Bu çalgının kökeni hakkında İ.A. Acincal'ın kaydettiği bir efsaneye göre ‘ahımaa’, acıyı ifade etmek için bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Kazayla oğlunu öldüren bir baba, küçükken çocuğu yıkadıkları teknenin üzerine at kılları germiş. Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için geniş yapılmış. Bunun üzerinde de üç sap varmış. Bu yüzden bu çalgıya da "üç saplı" anlamına gelen ahımaa adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin ortasına oturtulmuş ve rezonatör olarak kullanılmaya başlanmış.

Kafkasya'da bu çalgılara Gürcistan'da (santur), Ermenistan'da (kanon santur) ve Azerbaycan'da rastlanır. Hepsi birbirine benzer ve dışarıdan alınmadır. Bunların güneyden geldiği tahmin edilmektedir. Çalgının bu tipinin Kuzey Kafkasya' da olmaması, sadece Güney Kafkasya'da bulunması ve benzeri çalgıların eski zamanlarda Ön Asya ülkelerinde çok yaygın olmasına dayanarak böyle bir tahminde bulunulabilir.

Açamgur

Diğer çalgılarla birlikte dört telli - pizzikato bir çalgı olan açamgur da Abhazya'da geniş bir alana yayılmıştı.

Açamgurun alttan kesik armut biçimindeki gövdesi ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla kapatılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük, yuvarlak ses deliği açılmıştır. At kılından dört tel, bir uçlarından deri parçasıyla gövdeye tutturulmuştur. Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraflarına çakılmış (ikisi bir tarafta, üçüncüsü karşıda), ağaç çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dördüncü tel de aynı şekilde, sapın hemen hemen ortasındaki bir delikten geçirilerek yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki gövde kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik bulunur.

Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan parçanın perdesine bağlıdır. Açamgur kısa tele göre akort edilir. Teller birinciden kısa olana doğru derece derece incelir.

Açamgur oturarak çalınır. Boynu yukarı gelecek şekilde tutulur ve gövde sağ bacağa dayanır. Açamgur, tellerine boynun gövdeyle birleştiği yerden vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa tele gerek kalmadan çalmaya yarar.

N. Canaşiya'nın (4) bildirdiğine göre, erkek çocuğun ilk kez kesilen tırnakları erkek çalgısı aphartsanın, kız çocuğunkiler ise açamgurun içine atılırdı. Gerçekten de açamgur çalanlar istisnasız kadınlardır ve genellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik ederler.

Açamgur esas olarak eşlik eden (akkompanent) bir çalgıdır. Boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde, ölüyü gömdükten sonra yapılan yemekli törenlerde, hastanın başucunda geceyi geçirme sırasında çalınırdı.

Açamgur Abhazların müzik yaşamına öylesine yerleşmiştir ki Abhazya'da açamgur grubu olmayan hiçbir ekip yoktur. Son zamanlarda Abhazların kullandığı çalgılar arasına Gürcü telli-pizzikato çalgısı pandur da girmiştir. Abhazların apandur olarak adlandırdığı bu üç telli çalgı, dış görünüş olarak açamgura benzer. Ancak apandurun gövdesi daha geniştir ve sapında birkaç perde vardır.
 

ÜFLEMELİ ÇALGILAR
 

Her türlü bitki sapı ve kabuğu (bazen delikli), düdük ve flüt tipi çalgılar bu türe girer. Eski zamanlarda bunlardan savaşta veya avda işaret vermek için yararlanılırdı. Bugün de Abhazya'da çobanların çeşitli bitkiler yardımıyla basit melodiler çaldıklarını görmek mümkündür.

Çeşitli otlar, yapraklar ve parmaklar kullanarak ses çıkarma, üflemeli dilli çalgıların temelini oluşturmuştur. Çalma sırasında dilcik titreşerek deliği açar kapatır. Bu periyodik titreşim havaya iletilir ve ses çıkar.

Açarpın

Günümüzde, üflemeli çalgılar içinde müzik aleti olarak korunan sadece açarpın kalmıştır. Uzunlamasına tek bir gövdeden ibaret olan bir tür flüttür. Geçmişte Abhazlar arasında bu çalgının yaygın olduğuna dair birçok bilgiyi etnografların çalışmalarında buluyoruz.

Abhazya Devlet Müzesi'nde üç Abhaz açarpını sergilenmektedir. (Resim 52). Hepsi aşağıya doğru daralmaktadır. Her birinin uç tarafında üçer ses deliği vardır. Dış kenarları, baş tarafta biraz inceltilmiştir. Abhaz açarpını her iki tarafı açık, ters koni kesitli, içi boş bir borudur. Üzerinde üç, seyrek olarak da altı ses deliği (uç tarafında) vardır. Bazılarında bu deliklerin karşı tarafında, hemen hemen başa yakın küçük, dört köşeli bir delik daha bulunur. Bu açarpınlardan birinсisini örnek alırsak, uzunluğu ortalama 710 mm.dir. Borunun çapı başta 20, sonda ise 18 mm.dir. Boru kanalının çapı ise başta 18, sonda 9 mm.dir. Dış çeperinin kalınlığı başta 1, sonda ise 4 mm.dir. Baştan ilk ses deliğine kadar olan mesafe 519, ilk ve ikinci ses deliklerinin arası 56, ikinci ve üçüncü delikler arası 61, üçüncü delikten sona kadar 67 mm'dir. Ses deliklerinin çapı: birinci 7, ikinci 5, üçüncü 4 mm.dir.

Açarpın şemsiye benzeri bitkilerin sapından, genellikle de açarpın denilen bir ağaçtan (Lat. merac1eum) yapılırdı. Çalgının adı da buradan gelmektedir. Ağustos-eylül aylarında (Yılın bu mevsimi bitkinin, en iyi ses için kullanılabilecek şekilde kuru olduğu zamandır) çobanlar yüksek yerlerde bu çalıdan, gövdenin biraz uzağından 7 el boyu uzunlukta bir dal keserlerdi.

Dalın halka kısmı borunun ucuyla denk düşecek şekilde kesilirdi. Dal ne kadar kuru olursa ses o kadar berrak olurdu. Baş kısmı bıçakla dış tarafından yontularak temizlenir, gövde üzerinde, en alt ucunda ses delikleri için birbirinden 3 parmak mesafede işaretler konurdu. Daha sonra kızgın çiviyle veya kömürle yakılarak oyulur, sonra da kurutulurdu. Eğer açarpın istenilen ölçülerde olmuşsa, kururken daralmaması için içi­ne küçük bir çubuk yerleştirilirdi.

Sonraları açarpın mürver ağacından (Abh. atıp; Lat. sambucus nigra) veya yabani havuçtan (Abh. ahış, Lat. dav­rus carota) yapılmaya başlandı. Kabak sapından, ceviz veya hurma dallarından da açarpın yapılırdı. Önce düzgün bir dal kesilir, içinin temizlenmesi için hafif hafif vurulur. Bu işlemden sonra içi bütün olarak çıkar. Bu gövdenin üzerinde iki veya üç yuvarlak ses deliği açılır ve açarpın gibi üflemeli müzik aleti olarak kullanılır.

Açarpın kılıf içinde korunurdu. Dağlarda kılıf yerine tüfeğin namlusunun içine de konurdu. Evde ise yatay olarak duvara asılırdı. Üzerinde çatlama gibi bazı zararlar görülse bile açarpın atılmazdı. Bu durumda açarpının üzerine, kuruduktan sonra hiç fark edilmeyen keçi bağırsağı geçirilir ve bunun üzerine ses delikleri açılırdı.

Kullanmadan önce açarpın, borusunun içine 2-3 kez su dökülerek ıslatılır. Uzunlamasına tutularak ve her iki elin parmaklarıyla sırayla iki ses deliğini kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin par­maklarıyla, üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında açarpının başı ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır. Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak burdo ses çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir.

Açarpın gelişmiş bir çoban kavalıdır. Onunla en başta pastoral yaşam tarzıyla ilgili melodiler çalınır. Abhaz halk şarkılarını ilk derleyenlerden biri olan K.V. Kavan'ın belirttiğine göre açarpın "sadece eğlence aracı değil, çobanların elinde bir silahtır." Gerçekten Abhaz çobanlar, avuasırhüıga ("koyuna ot yedirten") adı verilen özel bir melodiyle sabahları keçileri ve koyunları otlağa çağırırlardı. Özel şarkılarla at sü­rüsünün içinden iki yaşındakiler, üç yaşındakiler v.d. ayrılırdı.

"Ritsa Gölü Şarkısı"nda açarpın çalarak gölde boğulan bir sürü geri çağrılır. Efsaneye göre, gölden her gece beyaz bir koç çıkar ve damızlık bir koyunla çiftleşir. Çobanın hiç sesini çıkarmaması gerekir; aksi takdirde koç göle atlar, arkasından da bütün sürü... Bir gün çobanın yerine sürüye bakmak için küçük kardeşi gelir. Koçu görünce şaşkınlıktan bağırır. Koç suya atlar, ardından da bütün sürü onu izler. Ağabeyi bunu öğrenince gölün kenarına oturur, açarpın çalmaya başlar. Sürü yavaş yavaş sudan çıkar. Fakat kardeşi kendini tutamaz ve bu kez sevinçten bağırır. Koç yeniden suya atlar ve yine bütün sürü onu izler. Bunun üzerine büyük kardeş yamçısına sarınır ve kendini bir tepeden göle atar.

Abhazlar sürü yayılırken açarpın çalmanın hayvanların daha çok yemelerini ve daha çok süt vermelerini sağlayacağına inanırlardı. (“Sürüyü besleme şarkısı”). Büyük olasılıkla bu gelenek, müziğin kötü ruhlara karşı koruyucu gücü olduğu inancıyla bağlantılıydı. Açarpının melodilerine büyülü bir anlam yüklenir ve hasta çobanın bunlarla ıstırabını hissetmeyeceğine, bu melodilerin kötü ruhları kovacağına inanılırdı. Bir efsaneye göre, Mulpıyecua kayalarda asılı kalan kardeşi Şarpıyecua'nın uyumaması için bütün gece açarpın çalardı. (“Kayalık Şarkısı”).

Açarpın boğulan veya kayalıktan düşen birinin ruhunu bulma töreninde de çalınırdı. Abhazlar, boğulanın birinin cesedini ararken, nehir kıyısı boyunca yürüyerek açarpın çalarlardı. Cesedin bulunduğu yerde açarpın susarmış. Aynı şekilde Karaçaylar da sıbızga çalarak boğulanın cesedini ararlar.

Abhazların kullandığı üflemeli dilli çalgılardan diğer ikisi de aşamşıg ve abıktır. Köken olarak daha eski olan abıktır. Bunlar genellikle ceviz ağacından yapılan, 370 mm.'ye kadar uzunlukta, koni biçiminde borulardır. Baş tarafına tek parça, kertikli bir dilcik yerleştirilmiştir.Yapraksız kabak sapı da dilli üflemeli çalgı olarak kullanılıyordu. Dilcik burada, baş tarafta bir yarık biçimindedir. Aşağıya doğru gövde üzerinde 3 ses deliği vardır. Bu çalgı akabak huçı, yani ‘kabak sapı’ olarak adlandırılır. Kabak sapından aşamşıg da yapılır. Bu da dilli bir çalgıdır, fakat dil bunda biraz farklıdır; baş tarafında borunun çeperi П biçiminde kesilmiştir. Dilin içeri kaçmaması için içine bir ot yerleştirilir. Boru kalın ve 300-350 mm. uzunluktadır. Üst kısmı, yani baş tarafı açıktır, altı ise kapalıdır. Borunun alt tarafında iki ses deliği vardır.

Üflemeli çalgılar içinde ayrı bir grup oluşturan tür, çalanın gövdenin üstteki dar ucuna dayadığı dudaklarını gererek ve titreştirerek ses çıkardığı çalgı türüdür. Bu çalgı türüne, Abhazların uzunluğu 1 metreden fazla, bakırdan dövülerek yapılmış geniş ağızlı borusu abık da girer. Bu çalgı artık kullanılmıyor, fakat görenlerin hatırladığına göre 19. yüzyılın ikinci yarısında, son Abhaz kralının iktidar zamanında sarayda kullanılıyormuş. Gal (Samurzakan) bölgesinde bu borular 20. yüzyılın başında işaret aleti olarak kullanılıyordu. Abık dini amaçlar için de kullanılıyordu. Cırhua köyünden Damey Dzkuya'nın anlattığına göre, köyün tapınağındaki din adamı birini lanetleyeceği zaman abık çalıyordu. Böylece abıkın sesi lanet yüklü, büyülü bir özellik kazanıyordu. Ya da bir hırsızlık olduğunda, bir şey kaybolduğunda mağdur bunu din adamına bildiriyordu; o da kutsal tapınağa çıkıyor ve abık çalıyordu. Diğer köylerden sesi duyan herkes hırsızlık olduğunu anlıyordu.
 

VURMALI ÇALGILAR
 

Vurmalı çalgıların kökeni insanlığın en eski çağlarına kadar uzanmaktadır. Vurmalı çalgının en basit prototipi insan vücududur. Abhazlar da bugün şarkılara ve özellikle oyunlara eşlik ederken el çırparak veya telli çalgıların kenarına vurarak tempo tutarlar. Tempo hızlandığında melodinin ritmini otururken masaya vurarak tutarlar. Oyunu izleyenler sık sık bıçağın sapıyla, başka bir şeyle tempo tutabilirler. Tempo tutmak için bu şekilde ses çıkarmaya ana­peynka, yani ‘el vurma’ denir. İnsanların benzeri ‘ses üretme’ gayretleri zamanla vurmalı çalgıları ortaya çıkarmıştır. Abhazların korudukları bu çalgılardan biri açardır (veya açats). Bugün bu alet artık dansa veya şarkıya eşlik etmek için değil, sadece atların eğitiminde kullanılır. Terbiyeci açarı sağ elinde tutar ve zaman zaman atın kuyruk sokumuna vurur. At korkudan kuyruğunu kısar ve sallamaz.

Bu alet 500 mm. uzunluktadır ve kuru fındık sopasından yapılır. Bir ucundan ortasına kadar ikiye yarılır. Uçlar, vurulduğunda bir araya ge­lecek ve ses çıkaracak kadar bir­birinden ayrılır. Abhazların kullandığı ritim aletlerinden biri de değişik türleri bulunan akapkaptır. Gudauta bölgesinde oyunlar sırasında açıj kullanılır. Bu, kalın ve yontulmuş bir ağaç çarkın üzerine oturtulmuş, dikdörtgen şeklinde ceviz çerçevedir. Çerçevenin enine, çarka dikey olarak ve ona temas eden bir lata geçirilir. Latanın bir ucu sıkıca tutturulur, diğer ucu ise boş bırakılır.

Açıj

Oçamçira'nın Cigerda köyünden 80 yaşındaki Teba Şarmat'ın anlattığına göre, eskiden oyun sırasında el çırpılır, fakat bu zor duyulduğu için ağuçmakakua denilen, sallandığı zaman birbirine vurarak oyunun ritmine uygun ses çıkaran düz ağaç plakalar kullanılırmış. Tarife göre ağuç­makakua, Çerkeslerin kullandığı phaçıçtan başka bir şey değildir.

Açandara köyünden Lıt Kuarçaliya, kaybolan bir Abhaz vurmalı çalgısı ainkagâyı tarif ediyor. 1964'de bulunan orijinal ainkagâ kürek biçiminde, incir ağacından yapılmış, biri dar, yuvarlak bir sapla biten 12 plakadan oluşuyor. Bu plakalar sapın iki tarafına açılmış deliklerden geçirilen deri bir sicimle birbirine bağlanıyor.

 

Ainkâga

Esas plakanın uzunluğu 417, sapın uzunluğu 188, üst köşesinin eni 20, alt köşesinin eni 33, sap dışında plakaların uzunluğu 223, sapta eni 123, ucunun yarıçapı 45, kalınlığı 2, üst köşeden deliklere kadar mesafesi 13 mm'dir.

Ainkagâ çalınırken sapından tutulur ve elin sert veya yumuşak hareketleriyle ritmik vuruşlar yapılır. Ainkagâ oyunlara eşlik etmek için çalınırdı. Abhazların inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla gürültü çıkarılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı çalgılar olarak kabul edilebilir. Bu türden, başka bir alet de akakan kılcua veya arasa kılcuadır. Bu, şimdi çocukların eğlence aracı olan bir çift cevizdir. İki cevizin içinden uçları bağlanmış bir ip geçirilir. İp her iki elle tutularak periyodik olarak gerilip bırakılır ve cevizlerin birbirine çarpması sağlanır.
 

Cevizden, bazen de fındıktan yapılan başka bir alet de ağırğındır. İçi dolu kurumuş cevizin ya da fındığın içinden çapraz olarak ip geçirilir. Akakan kılcua gibi ip gerip bırakılarak çalınır; ‘ğır’ ya da ‘vır’a benzer bir ses çıkardığı için adına ağırğın ya da avırvır denmiştir.

Abhazların ağırğın-avırvır, akakan kılcua v.b. aletleri şimdi çocukların oyuncağı durumundadır. Fakat ilk ortaya çıktıklarında ilkel "müzik aletleri" olarak kullanıldıkları kesindir.

Sesin kaynağı bizzat kendisi olan saydığımız bu aletler dışında, gerilmiş deriye vurularak ses çıkarılan bir vurmalı çalgı grubu daha vardır. Bunlara genel olarak adaul denir. Adaul tek taraflı trampet biçiminde bir işaret aracıdır.

Adaul

Bükülerek birleştirilmiş tahta bir kasnağın üzerine keçi derisi geçirilerek yapılır. Deri önceden suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak üzerinde delikler vardır. Adaul kaşık biçiminde sopalarla çalınır.

Bugün Abhazya'da dans müzikleri çalınırken iki taraflı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. (5) Derisi dana ya da koyun derisindendir ve bir tarafındaki deri diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir. Kasnak genellikle kırmızıya boyanır. Ölçüleri farklı olabilir. (Örn. eni 300-400 mm., çapı 340-500 mm.) Her iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu tür davullar Abhazya'daki çeşitli halk oyunları ekiplerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır.

Abhaz halk çalgıları, Çerkeslerin benzeri çalgılarıyla karşılaştırıldığında gerek dış görünüş, gerekse işlevsel benzerlikleri bu halkların genetik akrabalıklarını da doğrulamaktadır. Abhaz ve Çerkeslerin çalgılarındaki bu benzerlik, prototipleri bile olsa bu çalgıların çok eski zamanlarda, en azından Abhaz-Çerkes halklarının farklılaşmasından önce ortaya çıktığını düşünmemize dayanak sağlamaktadır. Çalgıların ilk dönemlerdeki adlarının bugün halkın belleğinde korunuyor olması da bu düşünceyi destekliyor.

Dipnotlar:

(l) A. Miller; İz poyezdki po Abhazii v 1907 g. (1907 Abhazya Gezisinden); "Materiali po etnografıi Rossii", Cilt II, St.Petersburg Küt., 1910, s. 70.

(2) Pizzikato - Tellerin parmakla çekilip bırakılmasıyla çalınan çalgılar.

(3) Bu materyal Gürcistan SSC Bilimler Akademisi Dilbilim Enstitüsü Fonetik Laboratuvarı’nda 485 numara ile korunmaktadır.

(4) N.S. Canaşiya; Abhazski kult i bıt. Stati po etnografii Abhazii (Abhaz Kültü ve Yaşam Tarzı. Abhazya Etnografyası Hakkında Makaleler). Sohum 1960, s.109.

(5) “Atlas muzıkalnıh instrumentov narodov SSSR” (SSCB Halkları Çalgıları Atlası). Moskova 1963, s. 99.

Diğer Kafkas halklarının çalgıları, küçük farklılıklarla birlikte görünüş ve işlev olarak Abhaz halk çalgılarıyla hemen hemen aynıdır. Ancak günümüzde hem Abhazlarda, hem de diğer Kafkas halklarında en çok kullanılan ve artık "ulusal" sayılabilecek müzik aleti "mızıka" olarak bilinen armonika veya giderek onun yerini almaya başlayan akordeondur. Ayrıca “garmon”, “bayan” gibi akordeon benzeri çalgılar da kullanılmaktadır.

 

DİĞER KAFKAS HALKLARINDAKİ BENZER ÇALGILAR

ABHAZ ÇERKES OSET KARAÇAY-BALKAR DİĞER
aphartsa şıçepşın hamlaç pşınekab fandır kıl kobuz cia çonguri (Gür.)
ayümaa pşınetarku dıuadastanon fandır
daha fandur
(Digor)
  çangi (Svan)
ahımaa       santur (Gür.)
kanon/santur
(Erm.)
açamgur apepşıne     panduri (Gür.)
açarpın aşamşıg
kıjkıj (Abazin)
kamıl
sırın
nakıra
bjami
uadınz sıbızga çaban salamuli (Acara)
ueno salamuli
(Tuş ve Pşav)
ainkâga phaçıç kartsganak hars çriala (Gür.)
adaul şotırp      
amazırkan (amırzakan) pşıne      

Kaynak: Alaşara, Aylık Dergi, Haziran 1995, Sayı 3. (Meri Haşba’nın “Abhazskiye narodnıye muzıkalnıye instrumentı” (Sohum 1979) adlı eseri kaynak olarak kullanılmıştır.)

 

  
  Aumaa


Açarpin

Amirzakan (Garmon)
 
Açamgur

Adaul (Baraban)



ABHAZ KAHRAMANLIK
ŞARKILARI


Meri Haşba, müzikbilimci
Çeviri: Murat Papşu

Abhaz halkı sayısız şarkıdan oluşan bir hazineyi belleğinde saklamaktadır. Ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılan bu şarkılar halkın ulusal zenginliğini oluşturmaktadır. Abhaz halkının yaşamının ayrılmaz parçası olan şarkılar, büyük bir ustalıkla onun manevi güzelliğini, psikolojisini, dünya görüşünü, yaşam biçimini ve karakterini gözler önüne seriyor. “Abhazların her yaşamsal olay için söylenmiş özel bir şarkısı vardır” diye yazıyor N.S. Canaşiya.

P.S. Uvarov, N. Albov, K.F. Gan, A. Miller ve Romen Pollan da Abhazların müzikal halkbiliminin özgünlüğüne dikkat çekiyor. 1928’de Abhazya’da bulunduğu sırada her yöreyi dolaşan Maksim Gorki Abhazların yaşam biçimiyle, gelenekleriyle, şarkılarıyla ve oyunlarıyla tanıştı. Gördüklerinin etkisiyle şunları yazıyordu: “Bütün Avrupa’yı, Amerika’yı dolaştım, birçok halkın şarkılarını dinledim, ancak böylesine coşkulu ve insanı saran şarkılar hiç duymadım. Çok güzel, harika şarkılar...”

Abhaz halk şarkıları, Abhazya topraklarında yaşayan diğer halkların müzikal folkloruyla sıkı bağları olmasına karşın özgün tarzını, ulusal karakterini belirleyen ve yüzyıllar öncesinden gelen özelliklerini korudu.

Abhaz halk şarkıları yüksek anlatım gücü olan resitatif, vokal melodi sentezi özelliği taşır. Abhaz halk melodilerinin uyumlu, ağır ve hüzünlü temposu doğal olarak anlatımı güçlü bir şekle dönüşür. Halk şarkılarının melodileri canlı insan konuşmasına yakın vokal ve resitatif tonlama zenginliği içinde toplar; bu da Abhaz halk melodilerinin çizgilerinden biridir.

Abhaz halk şarkılarına genellikle tek bir cümleden oluşan, veciz sözlü metinler eşlik eder. Bu cümleleri çevirisi yapılamayan sözler, nidalar izler ve şarkının heyecan düzeyini ayarlar. Şarkı içeriğinin ayrıntılı açıklaması ise şarkıcı anlatıcının anlatımında verilir.

Abhazların müzikal folklorunda avov, azar, atlarçora, dzivov, atsunuh gibi eski pagan kültürüne ilişkin relikt (fosil) şarkılar korunmuştur. Bunların stilistik özellikleri ve işlevsel görevleri, Abhazların müzikal folklorunda şarkıların milat öncesinden beri gelişmiş formlara sahip olduğunu gösteriyor. Daha geç dönem melodik yapılar ise gelişmişlikleri ve karmaşıklıkları ile ayrılıyor.

Abhaz halk müziği, törensel, tarihsel üretim ilişkileri ve sosyal ilişkilerle ilgili şarkılar içerir. Nart Destanı’nda ve halk kahramanları hakkındaki birçok şarkıda işlenen kahramanlık teması müzikal folklorda da özel bir yer tutar. Abhazların kahramanlık konularına eğilimi tarihi geçmişleriyle, çetin yaşam koşullarıyla, halkın ulusal karakterini belirleyen yüksek ahlaki değerlerle ve parlak, özgün müzik sanatı ile açıklanıyor.

Abhazya, coğrafi konumu ve ılımlı iklimiyle eskiden beri Yunanlılar, Romalılar, İskitler, Bizanslılar, Araplar ve Türkler gibi birçok istilacıyı kendine çekiyordu. Yabancı işgalcilerle yapılan sonu gelmez savaşlar Abhazların yurtseverlik duygusunu besledi ve halkın belleğinde en iyi insani nitelikler atfedilen bir halk kahramanını Afırhatsa’yı doğurdu. Kahramanlık şarkıları savaşta yiğitlik göstermeleri için savaşçılara ilham veriyordu.

Avcı şarkıları da kahramanlık şarkıları türüne girmektedir. Geçit vermez ormanlar, aşılmaz kayalıklar, sarp dağ boğazları, delice akan ırmaklar, çağlayanların baş döndürücü yüksekliği Abhaz avcısının dayanma gücü ve cesaret kazanmasına yardımcı oluyordu.

“Abhazların karakteristik ulusal özelliklerinden biri de alamıs (vicdan) kavramıdır. Avcı genç bir sülüne küçük halkının gücünü atfedip onunla “kim kimi çekecek” diye mücadeleye girdiğinde kazanan sülün olabilir, avcıyı kendi tarafına çekebilir, elbette Abhaz’ın kalbinde alamıs varsa… İki yüz öküz bile onu yerinden oynatamaz.” M. Lakırba

K. Gan “Abhazların ahlaki değerleri yüksektir, anne ve babalarına büyük saygı gösterirler” diye yazıyor. Geleneklere göre Abhaz kadınının insanlara duygularını göstermesi, çocuklarının ve kocasının ardından ağlaması ayıptır. İlginçtir ki Abhazların müzikal folklorunda ninniler ve ağıtlar dışında kadın şarkıları yoktur. Bütün bunlar toplu olarak kahramanlık şarkılarının baskın yerini, anlatım araçları olarak özelliklerini, melodi ve armoni dilinin yoğunluğunu belirliyordu.

Abhaz müzikal folklorunda kahramanlık edebiyatının en eski örneklerinden biri Nart Destanı’dır. Nart Destanı’nın ana teması halkın özgürlük ve bağımsızlık savaşıdır. Epik konulu halk müziğinde en göze çarpan figür, insanlara mutluluk taşıyan savaş tanrısı güçlü Abrıskil’dır; hakkında bir şarkı vardır. Abrıskil Abhaz Promethesidir, akıl gücünün ve adaletin sembolüdür.

Abhazların müzikal folklorunda kahramanlık edebiyatının bir sonraki aşaması tarihi-kahramanlık türü ile ilgilidir. Bu şarkılar Abhaz halk kahramanları Pşkiaç-ipa Mança, Danakay, İnapha, Kiagua, Mıstaf Çolakua ve Hacarat Kiahba ile ilgilidir. Bu şarkılarda halkın koruyuculuğunu yapan, cesur, güçlü iradeli insanların özgürlük düşkünü karakteri konu edilir. Çok sık olarak bu şarkılarda ölmüş kahramanların yiğitlikleri övülür. Burada, yalnız konularda değil, müzikal anlatım araçlarında da halk ağıtı türü ile bağlantı görüyoruz. Kahramanlar kahramanı Afırhatsa’nın yaşamını aphartsa[1] eşliğinde söylenen bir dizi “yaralı şarkısı” (ahura aşüa) anlatır. “Yaralı şarkısı” genellikle ağır yaralananlar tarafından savaş meydanında söylenirdi. Vatanına karşı kutsal görevini hakkıyla yerine getirdikten sonra Afırhatsa da dudaklarında bir şarkıyla yaşama veda ediyordu.

Abhazların müzikal folklorunu derleyen N. Kavaç, “Kalplerinde ve zihinlerinde kendiliğinden doğan şarkıları söylerken ölen, hastanın başucunda hüzünlü şarkılar söyleyen bu insanlar en derin saygıya değer, kahraman insanlardır’’ diye yazıyor

                                                                                                                                                                                      
Şarkıların melodik çizgisi için karakteristik olan, yüksek ses perdesinde tutunma çabasıdır. Bu şarkıya dramatizm ve tını coşkusu katan karakteristik ses titreşimi yaratır. Melodik çizginin, yükselen dörtlü (kuartet) çıkışlarla birleşen iniş hareketi, şarkılara kahramanlık ve özgürlük havası verir. Kahramanlık şarkılarının çoksesliliğinin karakteristik türü, burdon ve kompleks türü ikisesliliktir. Şarkıların perde düzeni son derece berraktır, bu tür şarkıların karakteristik makamı miksolidik ve frigiktir[2].

Halk şarkısı geleneğini yaşlı kuşağın temsilcileri korumaktadır. Çalışmaktan arta kalan zamanlarında toplanarak şarkı söylerken çokseslilik içerisinde mükemmel bir ahengi ve ustalığı yakalamaktadırlar.

Şarkılar ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa geçiyor ve zamanla değişiyor; bazen de başka bir şarkıya ekleniyor ve sonuçta şarkılar, yazarı sadece halk olan manzum yapıtlara dönüşüyor.

[2] Miksolidik ve frigik: Lidyalıların ve Friglerin müzik tarzıyla ilgili.

Kaynak: Alaşara, Aylık Dergi, Sayı 1, Nisan 1995, İstanbul. (“Kavkaz”, Kültür-Aktüelite Dergisi’nden çevrilmiştir. 1.1993, Vladikafkas, Kuzey Osetya, RF).
 

3/5/2007

abhazya(gal bölgesi bombalandı)

Gal - Abhazya’nın Gürcü nüfusun yaşandığı Gal bölgesi bombalandı. Bölgedeki Vtoroe Otobaya köyü 12 Nisan’da Gürcistan’ın sınır kenti Zugdidi civarlarından atılan 15 bombanın hedefi oldu. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.

 

Abhazya Devlet Başkanı’nın Gal özel temsilcisi Ruslan Kişmariya, "Toplam 15 bomba  atıldı. Bu el bombalarını fırlatan silahın menzili 1700 metredir. Bombaların hiçbiri köyün içine ulaşmadı. Bu da Zugdidi’den fırlatıldığı anlamına geliyor” yorumunu yaptı. Bölgede görevli BM askeri gözlem misyonu ve Rus barış gücü temsilcileri 13 Nisan’da köyü ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Gal bölgesi martta Abhazya'da yapılan genel ve yerel seçimler sırasında Gürcü istihbarat birimleri ve milliyetçi grupların bölge halkının sandığı boykot etmeleri yönündeki faaliyetleri nedeniyle gerilmişti. Ayrıca saldırılarda iki Abhaz güvenlik görevlisi yaşamını yitirmiş, bölgenin önde gelen temsilcilerinden biri kaçırılmış, biri de Gürcistan'a geçtiği sırada tutuklanmıştı.  

 

3/5/2007

Abhaz gümrüğünün boynundaki ilmek gevşedi.

Sahum/Ajans Kafkas -  Rusya, nisan başında Adler-Psou gümrüğünden Abhazya’ya giren mallara getirdiği sıkı kontrolü yeniden gevşetiyor.

Rusya tarafı bir süredir Abhazya’ya giren ve değeri 1000 doların üzerinde olan mallarla ilgili olarak fatura, irsaliye, ticari sözleşme, mal sahibinin kimlik bilgisi, kalite kontrol, güvenlik ve radyasyon testi gibi bin bir çeşit belge istemeye başlamıştı. Genelde küçük çaplı ticaretle ayakta duran Abhazların ekonomisi bu uygulama yüzünden tepetaklak gitti. Bir ayda Abhazya’ya giren mal oranı yüzde 60 oranında düştü. Bunun üzerine 24 Nisan’da Abhaz gümrük yetkilileri Rus makamlarıyla bir toplantı yaparak gümrük rejiminin hafifletilmesini talep etti. Sonunda Psou nehri üzerindeki 'Adler-otoyolu' gümrük noktasından Abhazya'ya getirilen ve değeri 5 bin doların üzerinde olan mallar için sıkı rejim uygulaması öngörüldü. Abhazya Gümrük Komitesi bununla ilgili şu açıklamayı yaptı: "Vatandaşlarımızın çok büyük mallar getirmiyor olması, çoğunlukla da ticari değil, kişisel amaçlarla, örneğin arkadaşına, akrabasına mal getiriyor olması dolayısıyla Rusya gümrük temsilcileri, işleme tabi tutulacak olan gıda ürünlerinin değerini beş bine kadar çıkardı. Bunun için malların ticari amaçlı olmadığını göstermek amacıyla, kimin için taşınıyorsa onun kimlik bilgilerinin yer aldığı listelerin, fatura ve sertifikaların sunulması da gerekiyor." KVKM/ÖZ/FT

3/5/2007

AB: Kosova, Abhazya ve Güney Osetya için klonlanamaz

Moskova/Ajans Kafkas – Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızılğını kazanmasına destek olan Avrupa Birliği’den Güney Osetya ve Abhazya’ya karşı çifte standart politikasına ilginç bir savunma geldi.

AB’nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Kosova modelinin başka ülkelere örnek olabilecek şekilde klonlanamayacağını söyledi.

Radio Liberty’ye konuşan Solana, Kosova’nın diğer anlaşmazlıkların çözümü için örnek teşkil etmeyeceğini savunarak, “Anlaşmazlıkların birbirinden farklı özellikler gösteriyor. Hiçbir anlaşmazlık diğerine benzemiyor. Anlaşmazlıkların nedenleri, gelişimleri farklı özellikler gösterir, bunlar da farklı çözüm yollarının kullanılmasını gerekli kılar. Bu üç anlaşmazlığın (Kosova, Abhazya, Güney Osetya) aynı çözümde buluşmasını gerektirecek bir durum sözkonusu değil. Herhangi bir anlaşmazlıktan ders alabilirsiniz, ancak aynı modeli kullanmazsınız, klonlamak mümkün değildir” dedi.

3/5/2007

DÜNDEN BUGÜNE ABHAZYA

 

I. TARIH ve DEMOGRAFYA

        Abhazya ülkesinin ve Abhaz halkının tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Abhaz tarihi Antik Yunan kaynaklarından izlenebilmektedir. Grekler, antik çağda seyyah bir toplum idiler. Gittikleri, ticari ilişki kurdukları her toplumu, dil farkı gözetmeksizin "barbar" ismi ile nitelendirirlerdi. Karadeniz'in doğu kıyılarında yaşayanları da günümüze taşıyarak tanınmalarına neden olmuşlardır. Antik Grekler, ayrım yapmadan Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan herkese "COLCHIS" demişlerdir. Strabo'ya göre M.Ö. I.yy. da Abhazya'nın sınırları bugünkü Pitsunda kentinin bulunduğu yerden, Trabzon'a kadar uzanmaktaydı. Hekataios (M.Ö. 500) Heniokhai'yi (Wubıh Yurdu) abhazya'nın sınırları içinde göstermektedir. Karyanda ise (M.Ö. 500) Akhaioi (Achaenos) olarak belirttiği toplumu ve bölgeyi yine Abhazya ile çakıştırmaktadır. Akınlar halinda Yunanistan yarımadasına gidip, antik Grek kültürünü yücelten, uygarlıklar kuran Akha'ları daha sonraki, büyük destanların doğduğu çağlarda, Yunanistan'dan gelip Anadolu kıyılarında Troia'yı kuşatırken görmekteyiz.

        Abhazyanın kuzeyinde yaşayan, Akhaioi'lar Antik Yunan Akha'larinin atalarıdır. Iliada ve Odiccea'da kahramanlıkları anlatılan Akha'lar, Kafkas kültürünü   Yunanistan'a taşımışlar ve orada yerli kültürle kaynaşarak büyük uygarlıklar yaratmışlardır. Antik çağ coğrafyacılarına göre Soçi ve Gagra civarı Akha yurdu idi. Akha'ların Wubıh, Abhaz ve Abazin'lerin ataları oldukları, bugün artık su götürmez bir gerçek olarak bilim çevrelerince bilinmektedir.  Bu yöreler, Ortaçağ başlarında, Bizans Imparatorluğu'nun nüfuz alanı olarak görülmektedir. Dolayısle imparator Justinyanus döneminde Hiristiyanlık dini ile tanışmışlardır. Özellikler Pitsunda yöresi, abhaz Hıristiyanlığının dini ve kulturel merkezi olmuştur. Bu dönemim hıristiyan kaynakları ve Ortaçağ Gürcü tarihçileri Abhazların varlığından söz etmektedir. 8. yüzyıl sonlarında Bizans Imparatorluğu'nun gücü azalınca, Abhaz Kralı Levan II, Abhazya, Egrisi, Likhe'yi de kendi tacı altında Abhaz Krallığı olarak birleştirmiştir. Giderek Abhaz Krallığı bugünkü batı Gürcüstan'ı da içine alan bir genişliğe ulaşmıştır. Bu durum 200 yıl sürmüştür. Bu dönem Abhaz Kralı Bagrat III.'ün Gürcü tahtına geçerek iki devleti birleştirdiği tarihe kadar sürmüştür. 790-975 tarihleri arasında "Abhazia" adı, bütün Gürcüstan'a verilen ad olarak kalmıştır.

        13.yy'da Moğolların batıya yürüyerek Selçuklu devletini yıkmaları sonucu Gürcüstan'ın özellikle doğu ve orta kısmı Moğolların eline geçmiştir. Tiflis yakılıp yıkılmış, Moğol vahşetinden kaçan Gürcüler batıda yoğunlaşmıştır. bu olaylar sonucu devlet yönetimi çökmüş, devlet eskiden olduğu gibi yine Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüştür. 14. yy'da Mingrel (Laz) Prensi Georgi Dadiani, Abhaz Hanedanı Çaçbaları kuzeye sıkıştırarak Abhazya'nın güneyini, bugünkü Gal ve Oçamçıra bölgelerini ele geçirmiştir.

        Bu zaman dilimi içinde sıkışan nüfusun bir kısmı, kuzeydekileride iterek harekete geçmiş, küçük bir grup Abhaz ile Abhazya ve Wubıh bölgesi arasında oturanlar, bugünkü Adler, Loov Mitesta(Abazaca'da Mıtsaşta - ateş yolu) ile Mızımta vadisinden kalkarak ve Kulhor geçitlerinden kuzeye, bugünkü Çerkessk ve Khabardey topraklarına doğru yayılmışlardır. Abhazya topraklarında kalanlar ise zaman zaman Mingrelya egemenliğine başkaldırarak çatışmalara girmişlerdir. Tam bu sıralarda 16. yy'ın başlarında Osmanlılar, Abhaz Halkı ile Islamiyet'i tanıştırmışlardır. 1500-1800 arası 300 yıl, Türk-Abhaz ilişkilerinin yoğun yaşandığı dönem olarak tarihte yer almaktadır. Abhazya'da Osmanlı egemenliği, Rus saldırıları sonucu 1810' da sona ermiştir. Bu dönemde abhaz nüfusunun büyük bir çoğunluğu islamiyeti kabul etmiştir. Bu tarihten itibaran Rus-abhaz çatışmaları başlamaktadır. abhaz halkı, Çar yönetimini her fırsatta ayaklanarak kabul etmediğini belirtmiştir.

        1864'te biten Kafkas-Rus savaşları, bütün Kuzey Kafkasya'da olduğu gibi Abhazya'da da halka çok büyük felaketler getirmiştir. Bu dönemde abhaz tahtında bulunan Çaçba Hamid (Mikhail Şervaşidze) aynı zamanda Rus ordularında da tuğgeneral idi. Rusya ile inatla çatışmanın, halık yok edeceğini biliyordu. Buna rağmen  11-12 Mayıs 1864'deki intihar savaşlarını engelleyememiştir. Felaket, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıyla büyümüş ve Abhazya tarihinin en büyük nüfus kaybına ve kıyımına sahne olmuştur. Ülkede bugün yaşayan Abhazlar 100.000 civarındadır. Türkiye'de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların 500.000 kadrının abhaz kökenli olduğu dikkate alındığında bu trajik sürgünün boyutları açıkça gözler önüne serilecektir. 1918 yılı içerisinde abhazya'da ilk Sovyet yerel yönetimi kurulmuştur. kırk gün süren bu yönetim Menşevik Gürcü Hükümetinin saldırısı sonucu ortadan kaldırılmıştır.

        Yeni yönetim kurulduktan hemen sonra mahalli askeri devrim komitesinin yöneticileri olan Eşba Efrem, Lakoba Nester, Platon Agiyaşvili, N. Akırtaa, V.I. Lenin ve J. Stalin'e Abhazya'ya ilişkin kararlarında ağırlık noktalarının şu üç şeyi kapsamasını bildirmişlerdir.

        -
Abhazya'nın birinci derecede bir devlet olarak ilan edilmesi,
        - Abhazya'nın Sovyet Federayonu içerisinde yerini alması,
        - Halkın kendi kaderine terk edilmemesi ve Sovyet Rusya ile bağdaşlaştırılması (henüz Gürcüstan'a bağlı değildir).

        Özgür abhazya Cumhuriyeti'nin kurulmuş olduğu 31 Mart 1921' de Lenin'e bildirilmişken Gürcüstan ancak 21 Mayıs'ta "Bağımsız Abhazya Cumhuriyeti'ni" tanıdığını açıklamıştır. Bu güzel gelişmeleri tehlikelerde bekliyordu. 5 Temmuz 1921' de Komünist Parti merkez bürosunda toplanan Stalin ve avanesinin verdiği karar şöyleydi: " Parti çalışmaları açısından abhazya'nın özerk cumhuriyet statüsünde ve Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalması gerekmektedir". stalin'in bu müdahalesi, Abhazya Cumhuriyeti'ne ve abhaz halkına duyduğu ve saklayamadığı kin ve düşmanlığını da belirtmektedir. Stalin'in bu tutumunun Sosyalist Rusya federatif Cumhuriyeti'nin (RSFSR) ve Sovyetler Birliği Sendikaları Komitesinin (VISK) tepkisiyle karşılaştığı, 8 Eylül 1921' de açıklanmıştır. Bütün bu direnmelere karşın, abhazya 1922 yılında, başlangıçta anlaşmalı bir federatif statüyle Gürcüstan devletine bağlanmıştır.

        1931 yılında ise "Karşılıklı Anlaşma ve Özel Ittifak" tek yanlı olarak bozulmuştur. Abhazya yalnızca özerklik hakkına layık görülerek Gürcüstan Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmıştır. 1937-1953 tarihleri arası Stalin ve Beria'nın Abhazya'ya yönelik karakteristik baskıların uygulandığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. Bu süreç içerisinde Abhazay paralelindeki diğer küçük cumhuriyetlerde ise Abhazya'dakinin tersine değişik bir uygulama gelişmiştir. Beria ve Stalin'in baskı ve zorla göç ettirme yöntemleri sonucu zaten karışık olan abhazya'nın demografik sorunları giderek karmaşık hale gelmiştir. Tarih boyunca, kültürü, dili, sosyal yaşamı hep farklı olagelmiş olan Abhazya ve Gürcüstan, zorla kıyılmış bir nikah ile birbirlerine bağlanmış olan eşler gibi idi. Abhaz ve Gürcü halkının bu farklılığı açık ve bilinen bir gerçektir. 1877 yılında Gürcüstan'da yayımlanan "Tiflis Vestnik" gazetesinin açıkça belirttiği gibi, "Abhazlar, etnografik, sosyal, ekonomik yaşamları ve dünya anlayışları ile komşusu oldukları uluslardan çok farklıdırlar." 19.yy'ın 70'li yıllarına kadar bu ülkede nüfus çoğunluğunu, ülkenin yerli halkı olan Abhazlar oluşturmakta idi. 1926 yılına gelindiğinde ise 60 değişik etnik grup yaşar olmuştur.

        Aşağıdaki tablo şoven Gürcü yönetiminin yavaş yavaş Abhaz halkını yok edişini açık bir şekilde göstermektedir:

 

        Bu şekilde görülen en bariz, en çarpıcı husus 1896 da Abhazya'da 515 Gürcü yaşarken 1992 de nüfusun 240,000'e ulaşmasıdır. 1870 yılından itibaren ülke nüfusunun karmaşıklığı derhal etkisini göstermiştir. Bir gurup Abaza'nın Osmanlı topraklarına sürülmesi üzerine boş araziler yağmalanmıştır. Gürcü, Rusi Ermeni, Alman, Bulgar, Azeri ve diğer unsurlarla birlikte yaşam belirmeye başlamıştır.

        1877 deki birinci nüfus sayımı kayıtlarına göre ülke nüfusunun %53 kadarı Abhaz iken 1926 yılında Abhaz nüfusu yarı yarıya azalmıştır. 1979 yılında yapılan sayım ise Abhaz nüfusunun %17'ye düştüğünü göstermektedir. Gürcü nüfusu ise aksine büyük bir artış göstermektedir.

        Batı Gürcüstan topraklarından Abhazya'ya ailelerin yerleştirilmesi, Çar yönetimi döneminde başlamıştır. Gürcü menşeviklerinin uyguladıkları ulusları birbirine düşürme, terör ve Abhazların zorla Gürcüleştirilmesi politikası, Menşevik devlet adamı Ş.Z.Eliara'nın ağzından belgelenmiştir. Eliara 1926 yılında Gürcüstan'da S.I.K. teşkilat toplantısında "Hiç ara vermeden Abhaz halkının hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk" demektedir.

        Stalin'in baskı yönetimi süresince abhaz halkının yaşamı giderek bir trajediye dönüşmüştür. Bir gece içerisinde yüzlerce Abhaz köylerinden toplanarak götürülmüş, bir çoğu katledilmiş, aydınlar kökten silinmiştir. Baskı rejimi yıllarında Abhazya'nın en seçkin insanları yok edilmiştir. Bu toplu katliamlar, nüfusu az olan Abhazya için büyük yıkım olmuştur.

        Bu arada Abhaz dili yasaklanıyor, Abhaz tarihi, kültürü, ulusal devlet bilinci, yerel coğrafi isimler, Abhaz alfabesi yok ediliyordu. 1937 - 1938 yıllarında Gürcü alfabesi temel alınarak yeni bir alfabe hazırlanmış, Abhaz sözcüğü yazışmalardan çıkartılmış, Abhaz kimliği köreltilerek, herkesin Gürcü olduğu duyurulmuştur.

        1937 den 1953 yılına kadar Gürcüstan'ın değişik yörelerinden bir çok aile zorla Abhazya'ya yerleştirilmiştir. Savaştan sonraki yıllarda da bu uygulamalar sürmüş, Abhaz okulları kapatılarak Gürcüce eğitim yapan okullar açılmıştır. 1948 yılında Sohum Kale'ye gelen Stalin utanmaz ve ahlaksız bir eda ile şöyle konuşuyordu: "Biz Gürcüler, Abazinlere nazaran Abhazlara daha yakınız. Tlihsiz Lakoba bunu bir türlü anlayamiyordu..." Stalin bu sözlerle Abhaz Ulusal lideri Lakoba'yı, Gürcülüğü kabul etmediği için, öldürüldüğünü övünerek açıklıyordu.

        Abhazların ana dil yasağının yanıı sıra, parti ve devlet yönetiminden atılma ve işsiz kalma tehlikelerine de göğüs germeleri gerekiyordu. Gürcüler dışındaki diğer etnik guruplarda bu uygulamalarından nasiplerini almışlardır. Örneğin Mesket Türkleri ile Rumlar Kazakistan'a sürüldüler. Bu arada Abhazca olan SOHUM kent ismi Gürcüleştirilerek "SUKHUMI" olarak değiştirildi.

        1948 yılında başlatılan, abhaya'nın Gürcüleştirme politikası 19512de tammamlanmış, bu süre zarfında bütün yerleşim isimleri değiştirilmiştir. 1990 yılında bu değişikliklerin oranı %96'ya ulaşmıştır. Gürcüleştirme politikaları giderek çeşitli tepki ve huzursuzluklara yol açmış ve mücadele zorunluluğu doğmuştu. Bu mücadelenin bir göstergesi olarak da, Abhazya anayasasında değişikliğe gidilerek Gürcüstan'dan ayrılma istekleri dile getirildi. Bu sırada Gürcüstan Komünist Parti Merkez Komitesi I.V. Kaputinov, Sohum'da düzenlenen binlerce kişinin katıldığı toplantıda söz alarak bu soruna ne şekil verilirse verilsin müzakeresini bile yapmayacağını açıklamıştır.

        Bu gelişmelerden ve çalışmalardan somut sonuçlar alınmaması, Abhazya'da Gürcü olmaya etnik gurupları hareketlendirdi. Karşılığında da Tiflis'te ve Gürcüstan'ın diğer kentlerinde yeniden hortlayan Gürcü Menşevik bayrakları altında yürüyüşler, propagandalar yapılmaya başlandı. Nasyonal sosyalizme yönelik idealleri gaye edinen ve Gürcü olmayanları zorla Gürcüleştirme eylemine yönelik programlara devam ediliyordu.

        Bir Gürcü edebiyatı yayın organı olan ve devletin yönetiminde yayınlanan "Literaturuli Sakartvelo - Gürcü Edebiyatı" adlı gazete, Gürcü nasyonal sosyalizminin en çarpıcı örneğini, Hitler'e rahmet okuturcasına veriyordu. Gazetede şöyle deniliyordu: "Gürcüstan'da Gürcülükten başka bir şey olmamalıdır. Gürcüstan'da Gürcü olmayan da Gürcüdür. gürcüce konuşmalı, gürcüce yazmalıdır. Her insan Gürcü kültürü ile yetiştirilmeli, Gürcü gelenek ve görenekleri ile yaşamalıdır.
Yoksa hiçbir suretle Gürcü sayılmaz."

        Abhazya Özerk cumhuriyeti'nde bundan böyel sosyo-ekonımik ve kültürel kalkınmanın yeniden başlatılması hak ve özgürlüklerin arttırılmasıyla mümkün olduğu, bunun da Abhazya'nın 1921'deki statüsüne kavuşturulmasıyla olabileceği artık tartışma götürmez bir gerçek olarak su yüzüne çıkmıştı.

        Efrem eşba, altmış yıl önce, olacakları biliyormuşcasına şöyle diyordu: "Abhazya bağımsız bir statude, SSCB'nin bir üyesi olmalıdır. Bu ulusal düşmanlıkları kışkırtan unsurları yenmenin tek silahı, Abhaz ve Gürcü uluslarının emekçi halkların arasında hak eşitliğine dayanan kardeşliğin, kardeşlik güvencesinin yerleştirilmesidir. Bu iki halk arasında bu güvenlik kavramı yerleşince istenilen sonuca ulaşabilmek mümkün olacaktır."

        Bütün bu huzursuzlukların  ve kaynaşmanın sonucu, Abhaz Ulusal Cephesi Birliği'nin öncülüğünde, Gudauta bölgesinin tarihi Lıkhnı köyünde 18 Mart 1989'da tarihi büyük kurultay toplanmıştır. Bu toplantıya Abhazya bölgesi büro üyeleri, ulusal parlemento üyeleri, sanatçılar, bilimadamları, yazarlar, Abhazya'da bulunan etnik toplulukların temsilcileri ile halktan binlerce kişi katılmıştır. Toplantıda aşağıdaki kararlar çıkmıştır.

        Komünist Parti Sovyet Sosyalist Merkez Komitesi, SSC şurası, SSC Bakanlar Kurulu, Abhazya Cumhuriyetinin statüsünün yeniden ele alınarak Cumhuriyetin yeniden kurulması için Lenin'in sağlığında 1921'de ilan edildiği gibi;
        Statü tekrar gözden geçirecek SSC Devletlerinin hak eşitliği için, çeşitli özellikler gösteren devletlerin çok yönlü Lenin prensipleriyle bağdaşmasını sağlamaları gerekir.
Bildiri Gürcüstan Komünist Parti tarafından 29 Mart 1989 tarihinde reddedilmiştir. Olaylar bu şekilde gelişirken, bir yandan da Gürcüstan devlet üniversitesinin Sohumkale'de açılması gündeme gelmiştir. Sovyet ve Abhaz yetkilileri var olan gerginliği de dikkate alarak bu programın uygulanmasını ertelemişlerdir. Bunu üzerine saldırgan Gürcü milisleri Sohum'da şiddetli çatışmalara neden olmuşlardır. 15-16 Temmuz 1989'da 11 ölü 127 yaralı ile sonuçlanan Abhaz - Gürcü çatışmasından sonra Abhazlar, 18 Mart 1989 bildirgesinin en kısa zamanda yaşama geçirilmesinin gereğine inanmışlardır.

        25 Ağustos 1990 günü Abhazya Özerk Cumhuriyeti Parlementosu'nda yapılan oylamada, 72 milletvekilinin 70'i Abhazya'nın gürcüstan'a bağlanmadan önceki statüsüne kavuşturulması doğrutusunda oy kullanmışlardır. Böylece abhazya 1921'de olduğu gibi, egemen bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kalmak istediğini dünya kamuoyuna duyurmuştur.

Tarihinde Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin 11. Çağrısının 10. Oturumunda kabul edilen Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Bağımsızlık Deklerasyonu, "Abhazya'nın bağımsız bir Cumhuriyet olduğunu seviçle ilan" ediyordu.

II. BAĞIMSIZLIK ve YENI GELİŞMELER


Abhazya Parlementosu bağımsızlık sonrası Gürcistan'la olan ve kangren haline gelen ilişkilerini somut bir biçimde nihai bir şekle bağlamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde,tarihi bir karar alarak


Abhazya Parlementosu bağımsızlık sonrası Gürcüstan'la olan ve kangren haline gelen ilişkilerini somut bir biçimde nihai bir şekle bağlamak için 23 Temmuz 1992 tarihinde, tarihi bir karar alarak Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasasını yürürlükten kaldırmıştır. Böylece birlik antlaşmasından önceki statüye dönülmüş oluyorduç Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi kararı şöyle ifadesini bulmuştur.

        I. Abhazya Özerk S.S.C. 'nin 1978 anayasası geçersizdir.

        II. Yeni bir anayasa kabul edilinceye kadar Abhazya S.S.C. 'nin 1925 anayasası yürürlükte olacak ve şu an yürürlükte olan yasama, yürütme ve yargı sistemi aynen muhafaza edilecektir.

        Abhazya Parlementosu'nun bu tarihi kararı almasından önceki siyasal gelişmeleri özetle gözden geçirecek olursak:

        Bilindiği üzere Gorbaçov'un iktidara gelmesiyle S.S.C.B. 'ye bağlı ülkelerin oluşturduğu birliğin dağılma süreci başlar. Birlikten ayrılan cumhuriyetler arasında yeni hukuki ilişkilerin kurulması zorunlu hale gelir. Bu zorunluluk abhazya  ile Gürcüstan'ın hukuki gelişmelerinide etkiler.

        Abhazya'nın statüsü ve Gürcüstan ile S.S.C.B. arasındaki ilişkiler 1978 anayasası ile düzenleniyordu. Gürcüstan Yüksek Sovyeti 1989 ve 1990yıllarında peşpeşe aldığı kararlarla 24.02.1920 tarihinden itibaren kurulan bütün devlet kurumları ile bu kurumlar ve makamlarınca alınan bütün hukuki kararları geçersiz saymıştır. S.S.C.B. 'nin dağılmasından sonra birlikten ayrılan devletlere Gürcüstan geçici askeri konseyi 1992 Şubatında 1921 Gürcüstan anayasasına dönme kararı almıştır. Bu anayasa da Abhazya'nın Gürcüstan'a bağlı olduğuna dair hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Böylece Abhazya'nın  Gürcüstan içerisindeki fiili varlığı kendiliğinden sona ermiş oluyordu.

       
        Bütün bu gelişmelerin arkasından Gürcüstan'ın nasıl Abhazaya'ya saldırdığı, Gürcü yönetiminin jenosite varan kıyımı Abhaz direnişi ve bu direniş sonucunda Gürcüstan'ın Abhazya'dan zorunlu çekilişi dünya kamuoyu tarafından yakindan bilinmektedir
.


        III. SAVAŞTAN SONRAKI  DURUM

        Bilindiği üzere Gürcüstan hükümeti ile Abhazya halkı arasında yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerden ötürü bir savaş olmuş, bu savaş sonucunda Abhazya halkı de facto bir şekilde bağımsızlığını ilan etmiş durumdadır.

        Taraflar arasında 3 Eylül 1992 tarihinden beri savaşın durdurulması, insan haklarının temini, taraflar arasındaki ekonomik ve hukuki sorunların düzenlenmesi, Abhazya Cumhuriyeti'nin siyasal statüsünün De Yura haline getirilmesi yani siyasi siyasi statünün belirlenmesi ve uluslar arası örgütlerin yapabilecekleri insani yardımlar gibi konularda süre gelen görüşmeler halen tıkanmış bir vaziyette devam etmektedir. Ancak bu süreç içerisinde Abhazya Cumhuriyetinin karşılaşmış olduğu çok ciddi ve hayati sorunlara bugüne kadar bir çözüm getirilememiştir. Bunu sonucu olarak bugün Abhazya Cumhuriyeti çok ciddi bir şekilde ekonomik müzakaya içerisinde bulunmaktadır.

        Bu ambargoların uygulanmasında, objektij uluslararası hukuki bölgeler, devletler üstü bölgeler ve uygulama anlaşmaları Gürcüstan Devleti'ni tek taraflı müsamaha görmesi nedeniyle tarafgirane bir politik yol izlenmektadir.

        Abhazya Cumhuriyeti'nden, uluslararası hukuk kurallarına ve devletler arası antlaşmalara, ayrıca taraflar arasındaki görüşmelere aykırı olarak insan hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılması, yaşam hakkının zorla elinden alınması, açlığa mahkum edilmek suretiyle gayrımeşru bir şekilde barışa zorlanması, Gürcüstan ile yapılacak barışı hızlandırmayacak, aksine daha da uzamasına neden olacaktır. Ayrıca bir halkın açlığa mahkum edilerek barışa zorlanmasına izin ve icazet veren uluslar arası bir yasal belge, bir teamül ve anlayış yoktur. Böyle bir uygulamada söz konusu olamaz.  Bunun yanında bu ağır koşollar altında tesis edilecek bir barışın kurulsa bile, adil ve kalıcı olacağını iddia etmek mümkün değildir.

        Bu sorunların yanında Abhazya Cumhuriyeti'nde, 23 Kasım 1996 tarihinde yapılması kararlaştırılan  parlemento seçimleri ile ilgili birkaç noktanın da altını çizmekte yarar vardır.

        BM Güvenlik Konseyi 22 Ekim 1996 tarihinde yapmış olduğu toplantıda Abhazya Cumhuriyeti'nde parlemento seçimlerinin yapılmamasını, bu şeçimlerin yapılmasının barışa zarar vereceğini ve görüşmeleri daha da zora sokacağını dile getirerek buna yönelik bazı endişelerini Abhazay Cumhuriyeti'ne yazılı olarak iletmiştir. Güvenlik Konseyi'nin  bu endişe ve değerlendirmelerine yönelik Abhazya cumhuriyeti Parlementosunun görüşleri 30 ekim 1996 tarihinde yine yazılı olarak Güvenlik Konseyi'ne iletilmiş bulunmaktadır. Bu mektupta dile getirilen bazı görüşlerin de bilinmesinde yarar görüyoruz.

        4 Eylül 1994 tarihinden beri tarafların ve gözlemcilerin de onayladığı görüşme tutanaklarından açıkça anlaşıldığı üzere Abhazya Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasında fiili ve hukuki hiçbir bağ kalmamıştır. Abhazya Cumhuriyeti her ne kadar De Jura olarak diğer devletlerce de tanınmadi ise de görüşmelerde taraf olduğu ve fiilen bir cumhuriyet olarak var olduğu bir vakadır. Bu nedenle, Gürcüstan'ın Abhazya Cumhuriyetine ve Abhazya Cumhuriyeti'ninhukuksal tasarruflarına  müdahale yetkisi hukuken yoktur. Esasen Abhazya Cumhuriyeti Özerk Cumhuriyet olarak Gürcüstan'ın bünyesinde yer alıdığı dönemlerde de Abhazya'da yapılan parlemento seçimlerine müdahale hakkı yoktu.

        Abhazya Cumhuriyeti'nde yapılacak olan parlemento seçimleri bu ülkede yaşayan bütün etnik gurupların eşit haklarla temsil edileceği demokratik bir seçim olacaktır. Bu etnik gurupların yanında Gal Bölgesi'ne geri dönüş yapan mültecilerin ve Abhazya'yı kendi isteği ile terk edip geri dönenlerin de aynı haklara sahip olarak seçme ve seçilme hakkına sahip olduklarını belirtmek gerekir.

        Yapılacak olan parlemento seçimleri Abhazya'nın iç işi olup Gürcüstan Devlet Başkanı'nın ve parlementosunun buna müdahale hakkı yoktur.

        Taraflar arasındaki statü belirleme çalışmalarına gelebilecek zararlar konusuna gelince: Abhazya Cumhuriyeti'nin statüsünün belirlenmesi ve hukuki yapısını oluşturulması ulusların kendi kaderini tayin etme hakkından kaynaklanarak Abhazya halkının kendi iradesiyle belirlenecek bir husustur. Bu nedenle bu konunu Güvenklik Konseyi'nde gündeme gelmesine bile gerek olmadığı kanısındayız. Abhazay Cumhuriyeti ile Gürcüstan Devleti arasındaki münasebetlerin tanzim ve tesbiti devletler hukuk ilkelerine göre yapılmalıdır.

        Gürcüstan Devleti'nin toprak bütünlüğünü ısrarla ifade eden devlet ve kuruluşların, savaş devam ederken kan akıtılmasının durdurulması ve savaşın sona erdirilmesi için abhazya yönetimi tarafından yağpılmış olan ısrarlı çağrılara vermemiş olmaları gerçekten şaşkınlık yaratmaktadır.

        Bugün Gal Bölgesi'nde mevcut, stabilize durumun bozulması için, Gürcüstan Devleti tarafından basın-yayın yolu ile, radyo ve televizyonlar aracılığı ile ve diğer çeşitli tahrik ve prokovasyonlar yapılmaktadır. Abhazya Cumhuriyeti'nin bu bölgede mültecilere yönelik hiçbir haksız eylemi söz konusu değildir. Bunu için eylemleri yapan kimselerin  kimliklerinin belirtilmemiş olmasıda dikkate şayandır. Abhazya Cumhuriyeti ve halkı olarak BM tüzüğünde yazılı olan ve bütün imzalayan devletlerce uyulması zorunlu bulunan büyük ve küçük ulusların hak eşitliği ilkesinin Abhazya'ya da uygulanmasını talep ediyoruz. Gerek BM temsilcilerinin ve gerekse Rusya Federsyonunun bu ilkeler doğrultusunda hareket ederek Abhazya'da adil bir barışın kurulmasını acilen sağlamaları, en içten isteğimizdir.

        Güvenlik Konseyi'ne yazılan mektubun içeriğini teşkil eden görüş ve düşünceler yukarıda kısaca vurgulanmıştır. İfade etmeye çalıştığımız sorunlar ve sorunların çözümlenmemesinin nedenleri yukaridaki ifade edilmiştir. Bunu yanında: Bu haksız ambargoların devam etmesi Türkiye Cumhuriyeti bakımından ayrıca çok hassa ve önemli sonuçları doğurabilme olasılığınıda belirtmek zorundayız. Zira öncelikle Türkiye Cumhuriyeti bir bölge ülkesi olup, Kafkasya'da büyük çıkarları vardır. Ayrıca Kafkasya'daki ve Abhazya'daki halklarla Türkiye Cumhuriyeti arasında vazgeçilemeycek kadar önemli tarihi, maddi ve manevi bağlar söz konusudur. Bunu yanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 7 milyonu aşkın Kafkas kökenli insan, bu haksız uygulamalar ve ambargolar karşısında çok hassas bir konuma gelmiştir. Bu haksız uygulamaların ve tek taraflı himayeci politikaların devam etmesi durumunda insiyatif dışı olayların oluşmasına engel olmak belki mümkün olmayacaktır. Bu nedenle Kafkasya bölgesinde barış ve istikrarın adil bir şekilde kurulması Türkiye Cumhuriyetini çok yakından ilgilendirmekte ve menfeatine olmaktadır.

Abhazya halkının ambargo altına aldırmak suretiyle her türlü insan hakları ve özgürlüklerini kısıtlamak ve dışarıyla olan bağlantısını keserek bir nevi ölüme terketmek suretiyle bu halkla barışa ulaşmanın imkansız olacağının Gürcü yönetimince çok iyi bilinmesi ve anlaşılması gerektiğinede inanıyoruz. Tabii, aynı yaklaşımın sorunlu olduğu diğer halklara da göstermelidir.

Netice olarak dünyada henüz kirlenmemiş bir doğaya sahip olan etnik ve kültürel özellikleriyle, korunması gerekli dünyadaki sayılı coğrafi bölgelerden birini teşkil eden Kafkasya'nın ve özellikle Abhazya'nın barışa ve istikrara kavuşması, huzurun sağlanması, hukuk ve insan haklarının teminat altına alınması gerektiğine inanıyor; tarih boyunca özgürlükleri için, yaşamları için, büyük devletler tarafından uğratıldıkları haksızlıklara karşı usanmadan, yılmadan mücadele eden Abhaz halkının artık özgürce yaşama, huzura kavuşması için Dünya Kamu Vicdanına sesleniyoruz ve Abhazya'da ambargoya son diyoruz